Çocuk Aile ve Okul İlişkileri

Birbirini etkileyen üç unsur; çocuk, aile ve okul. Yapılan
pek çok araştırmanın da konusu aynı zamanda…
Aile ve okul, çocuğu şekillendirmede ne kadar
önemli? Aile ya da okula bu anlamda ne gibi
görevler düşer? Çocuk yetiştirme de ikisi de olmazsa
olmazlardan…. Gözümüzü dünyaya ilk açtığımızda
yanı başımızda ailemiz olduğuna göre aileden
başlayalım…
Çocuğun gelişimi anne karnında başlar. O andan
itibaren anne ve baba, bebeğin sağlığını korumak,
gelişimini takip ederek desteklemek zorundadır.
İleride okul başarısızlığına sebep olabilecek pek
çok yaşantının kaynağı sorunlu bir hamilelik ve doğumdan
ileri gelebilir.
Dünyaya gelen bebek ailede ilgi ve sevgiyle büyür.
Bir ailede çocuğun karşılanması gereken başlıca
ihtiyaçları şunlardır; değerli olma-sevilme, güven
hissetme, dayanışma, yakınlık, sorumluluk duygusu
kazanma, zorluklarla mücadele ve üstesinden
gelme, mutluluk, kendini gerçekleştirme ortamı,
sağlık ve manevi yaşamın değerlerini oluşturma.
Doğru anne-baba tutumlarıyla desteklenerek
bu ihtiyaçların karşılanması halinde; kendine güven
duyan, sorumluluk sahibi, kendi ayakları üzerinde
durabilen, zamanında doğru kararlar alıp uygulayabilen,
problemlerinin çözümünde doğru yöntemleri
kullanan, psikolojik yönden sağlıklı, mutlu
bireyler yaratılmış olur.
Anne ve baba olmak, çocuğun gelişim
dönemlerini bilmeyi gerektirir. Gelişim
anne karnında başlayıp ölümle son bulduğuna
göre öğrenilmesi gereken çok
şey var demektir. Çocuğu iyi tanımak;
içinde bulunduğu gelişim döneminin fiziksel-
ruhsal- zihinsel- sosyal alanda ne
gibi özelliklerinin ve ihtiyaçlarının olacağını
bilmek demektir. Mümkünse bu bilgiler
çocuk o döneme geçmeden önce bilinmeli.
Böylelikle karşılaşılacak bazı sorunlar
önceden bilindiğinden telaşa kapılmadan
kolayca çözümlenebilir. Çocuğunu
iyi tanıyan anne-baba, aynı zamanda
çocuğunun kapasitesini- yapabilme
düzeyini de bilir. Bu da çocuğuyla ilgili
gerçekçi beklentiler içinde olmayı sağlar.
Gerçekçi olmayan beklentiler çocuğu
mutsuz ve başarısız kılar.
Çocuğun kişiliğini en çok doğuştan
getirdiği özellikleri ve anne-baba tutumları
etkilediğine göre; kısaca bu
tutumlara bir göz atalım:
• Baskıcı ve otoriter bir tutumda çocuğun
söz hakkı yoktur, anne ve babanın
katı kurallarına uymak zorundadır,
uymadığında cezalandırılır.
Böyle bir ailede yetişen çocuk; çekingen,
kendine güveni olmayan,
hırçın, isyankar, kaygılı bir kişilik sahibi
olur.
• Aşırı şımartılarak büyütülürse çocuk;
saygısız, doyumsuz, başkaları
üzerinde de egemenlik kurmaya çalışan
sorumsuz, kurallara uymada
zorluk çeken bir kişilik ortaya çıkar.
• Tutarsız tutum takınan anne ve babaların
çocukları; nerede- nasıl davranması
gerektiğini bilemeyen, çabuk
sinirlenen, huzursuz, dengesiz
yapıya sahip olurlar.
• Aşırı koruyucu tutumda; bencil,
başkalarına bağımlı, duygusal, güvensiz,
sorumsuz, sosyal yaşama
uyumda sorunlar yaşayan bireyler
yetiştirilmiş olur.
• İlgisiz tutum; oldukça tehlikeli sonuçlar
doğurur. Çünkü çocuk yalnız
bırakılmıştır. İlgi çekmek için yanlış
ve tehlikeli şeyler yapabilir. Çevresine
zarar verir, dışarıya yönelir, suça
yatkınlık ve davranış bozuklukları
görülür.
• En doğru tutum; güven vericidestekleyici-
kabul edici- demokratik
aile tutumudur. Evde kabul gören,
sevgi-teşvik gören birey özgüveniyüksek, girişimci, sorumluluk
sahibi, sosyal iletişimi güçlü, ilgi ve
yeteneklerini keşfedebilen mutlu bir
birey olur.
Peki anne ve baba çocuğuna doğru tutumu
hangi koşulda sağlar? Elbette ki birbirini
seven, birbirine saygı duyan, huzurlu,
kendi aralarında barışık çiftler doğru
tutumu daha kolay sergiler.
Çocuklar ebeveynlerinden sevgi + eğitim
alırlar. Eğitim: öğretilen her şey, bilgibeceri-
kurallar- inanç- değer yargıları,
görgü kuralları, toplumsal değerleri kapsar.
Çocuğa gösterilen sevgi ve eğitim
yetersiz ya da aşırı olmamalıdır.
Anne ve babaların çocuklarının kişilik
gelişimlerinde etkili olan bir diğer önemli
nokta; çocuklarına doğru rol model olmalarıdır.
Okul öncesi dönemde çocuklarda
soyut düşünme yeteneği gelişmemiş olduğundan
bazı kurallar yetişkinlere anlatılır
gibi çocuğa kavratılamaz. Anlatılanlardan
ziyade en çok anne-babanın yaptıklarından
yani davranışlarından öğrenmeleri
daha kolaydır. Sadece okul öncesi
dönemde değil tüm hayatı boyunca anne
ve babanın davranışları çocuğu etkileyecektir.
Kız çocukları anneyi, erkek çocuklar
babayı model alacaklardır. Çocuğa kitap
okuma alışkanlığı kazandırmada, televizyon
ve internetin sınırlı kullanımını
öğretmede, sigara-alkol kullanımının zararlarını
öğretmede, sorumluluklarını zamanında
ve eksiksiz yapmayı öğretmede
ona örnek olmak anne ve babanın görevidir.
Evle ilgili babanın yapması gereken
bir görevi anne her defasında babaya
hatırlatıyorsa, baba boş verip umursamıyorsa,
zamanı geldiğinde görevini
yapmadığından kaygı duymuyorsa çocuk
için kötü bir örnek (sorumluluk konusunda)
olmuş olur. Çocuğunu seven, ilgili
bir anne çocuğuna sigaranın zararlarını
anlatıp, başka zamanlarda karşısında
sigara içerse anlattıklarının hiçbir etkililiği
olmayacaktır. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir…
Okul öncesi dönemde çocukları okula
hazırlamak gerekir. Aksi takdirde okul
çağı geldiğinde büyük sıkıntılarla karşılaşılır.
Edinilmesi gereken bir takım becerileri
edinemeden okul hayatına başlayan
çocuklarda düşük benlik algısı oluşur ve
eğitim hayatına kötü bir başlangıç yapmışolurlar. Özellikle üç altı arası yaşlarda
çocuğa boyama çalışması, resim yaptırma,
şekil tamamlama, yap-bozlar yaptırma,
renk kavramını ve büyük- küçük
kavramlarını verme, bir on arası saymayı
öğretme, makas kullanma, doğru şekilde
kalem tutmayı öğretme, hikaye okuyup
ondan anlatmasını isteme, drama yoluyla
bu hikayeleri canlandırma vb. becerileri
kazandırmış olmak büyük önem taşır.
Böylece eğitim okuldan önce ailede
başlamış olur.
Sorumluluk alma ve başladığı işi bitirme
bilinci, okul öncesi dönemde kazandırılmalıdır.
Çocuk okul çağına kadar küçük
bir bebek gibi sevilerek büyütülür ve yukarıda
saydığımız becerileri -okula gittiğinde
kazanacak ne de olsa- diye ertelenirse
büyük hata edilmiş olur. Okul çağına
gelen çocuklarla ilgili anne ve babaların
yakındığı en önemli konu, çocukların
ödevlerini yapmaması, odalarını toplamamaları,
kendisine söylenen bir görevi
yapmamaları olmaktadır. Zamanında
kazandırılmayan becerilerin sonraki gelişim
dönemlerinde problem olarak karşımıza
çıkacağı bir gerçektir.
Okul çocuk için yeni bilgiler- beceriler
öğreneceği, sosyalleşeceği bir ortam sunar.
Çocuk üzerinde etkisi olan ailesinin
yanı sıra artık onu etkileyecek öğretmeni
ve arkadaşları vardır. Okul toplumunun
bir parçası olmuştur ve bu toplumun
belli kuralları vardır. Kurallara uyduğu,
verilen görevleri yerine getirdiği sürece
başarılı olacak, başarı da mutlu olmasını
sağlayacaktır. Çocuk okula başladığında
ailenin görevleri sona ermez.
Çünkü aile de okul toplumunun bir parçasıdır.
Okulda edinilen bilgiler, davranışlar
evde anne- baba tarafından desteklenmediği
takdirde kalıcı hale gelemez.
Çocuğunun ne şekilde desteklemesi
gerektiğini ancak öğretmeniyle iletişim
halinde bulunan anne- babalar bilebilir.
Bu nedenle aile düzenli aralıklarla çocuğun
durumu hakkında ve yapmaları gerekenlerin
neler olacağı konusunda öğretmenlerle
görüşerek bilgi almalıdır. Örneğin;
1.sınıfa başlayan bir çocuk, okulda
okuma yazmaya yönelik temel beceriler
edinir, bu bilgilerin evde desteklenmesi
gerekir. Evde yapılacak destek çalışmalar
da doğru yöntemler kullanmak
büyük önem taşır. Tümden gelim yöntemiyle
okuma öğrenen bir çocuğa, anne kendi eğitim yaşantısında edindiği tüme
varım yöntemini kullanarak ders çalıştırırsa
çocuk büyük karmaşa yaşar, ilerleme
göstereceğine gerileme bile gösterebilir.
Öğretmeninden çocuğuna nasıl ders
çalıştırması gerektiğini öğrenen birinci sınıf
annesi, çocuğuna daha fazla yardımcı
olacaktır.
Çocuğuna güven veren, dinleyen, başarısızlıklarının
nedenini bulup çözmesinde
ona destek olan anne- baba çocuğun başarısında
önemli rol oynar. Konunun başından
beri sıklıkla kullandığımız iki kelime
var. Anne ve baba… Çocukla ilgili tüm
konularda birlikte hareket etmesi gereken
iki kişi. Ama görülen o ki babalar çocuklarla
ilgili tüm sorumlulukları anneye bırakmaktalar.
Okullarda yapılan veli toplantılarında
katılımcıların yaklaşık yüzde
doksan/ doksan beşini anneler oluşturuyor.
Unutulmaması gereken çok önemli
bir nokta: babalarıyla sağlam temelli ilişkiler
kuran çocuklar, hem okul yaşamında
hem de normal yaşamda daha mutlu
ve başarılılar…
Anne ve babanın eğitime-öğretime verdiği
önem çocuğa hissettirilmelidir. Aile
okula ve öğretmene karşı olumlu bakış
açısına sahip olursa, çocuğu da bu yönde
olumlu etkilemiş olur. Eğitim öğretimi
önemsemeyen, gereksiz gören, okulu ve
öğretmeni sürekli eleştiren anne-babanın
çocukları okumanın ve okulun gerekli olmadığı
kanaatine varır.
Bunların haricinde okul başarısını etkileyen
faktörler arasında; çocuğun beslenme
ve uyku düzeni, sağlıkla ilgili problemleri
(işitme-görme-zeka vb), benlik algısı,
sosyal-sportif-sanatsal bir faaliyette
yer alıp almaması, zamanı iyi kullanmaplanlama
becerisinin gelişmiş olup olmadığı
da yer alır. Zamanını iyi planlayamayan
çocuklarda en çok televizyon ve bilgisayar
problemi ortaya çıkar. Anneler ve
babalar çocuklarını erken yaşlarda tv, bilgisayar
ve cep telefonuyla tanıştırmamalıdır.
Zamanı geldiğinde ise bu gibi teknolojik
araçların kullanımına kısıtlamalar
getirmelidirler.Nasıl ki anne-baba çocuğuyla ilgilendiğinde,
destek olduğunda başarı artıyorsa;
okul ve öğretmenler de öğrencilerini
dinler, problemleri olduğunda çözümünde
destek olur ve yön gösterirlerse başarılarında
pay sahibi olurlar. Örneğin; aile
içi problemleri olan bir öğrenci bu sıkıntısını
kimseyle paylaşamadığında, derslerine
dikkatini veremez hale gelir ve düşük
notlar almaya başlarsa, öğretmeni
yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu
anlar. Uygun bir zamanda ve ortamda
ona derslerdeki düşüşün nedenini merak
ettiğini, yardımcı olabileceğini söylerse,
problemi ortaya çıkarıp, çözümünde
ona yol gösterici olabilir.
Okul yönetiminin alacağı kararlar doğrudan
öğretmeni, öğrenciyi ve veliyi etkileyen
kararlardır. Okul yönetimleri ve öğretmenler
alacakları kararlarda ailelerden
aldıkları geri bildirimleri dikkate almalıdır.
Tek taraflı alınan kararlar bazen uygulamada
yetersiz kalabilir.
Öğretmenler bilgi aktarımının yanı sıra,
çocuğun öğrenme, araştırma, inceleme
yeteneğini teşvik etmelidirler. Öğrencilerinin
başarılarını teşvik edip, onları yüreklendirmelidir.
Sınıf içinde çocukları aşağılayıcı
tutumlardan kaçınmalıdır. Çocuklar,
özellikle arkadaşlarının içinde bu tür
tutumlardan olumsuz etkilenmektedirler.
Öğrenmeyle ilgili sorunları olan öğrencileri
ailelerden çok öğretmenleri tespit
eder. İlgili kurumlara sevk emek, durumunun
ne olduğu, nasıl davranılması gerektiği
konusunda aileye bilgi vermek, sınıf
öğretmeni ve okul rehber öğretmeninin
görevidir.
Özel bir alanda yeteneği olan öğrencisini
fark eden öğretmen aileyle iletişime girip,
neler yapabilecekleri konusunda aileyi
yönlendirebilir.
Davranış bozukluğu olan, ruhsal problemleri
olan öğrencilerinin tespitinde de
öğretmen birinci derecede rol oynar. Çocuğun
yardım almadan o davranışı bırakamayacağına
kanaat getiren öğretmen,
aileye yardım alacakları kurumlar ve uzmanlar
konusunda bilgilendirme çalışması
yapar.Devamsızlığı ve yanlış arkadaşlıkları
olan öğrencileri çoğunlukla aileden önce
okul ve öğretmen fark eder, çünkü okulda
ve sınıfta çocuğun kimlerle arkadaşlık
ettiğine en iyi öğretmen şahitlik yapar.
Aileler erken uyarılmaz ve önlem almaları
sağlanmazsa çocuklar zarar görebilecekleri
davranışlar sergileyebilir ya da
edinebilirler.
Aileler ilk başta bu gibi durumları kabullenmek
istemezler. Problemin var olduğunu,
uzman yardımı alınması gerektiğini,
nerelere başvurmaları gerektiği konusunda
ailelere okul-öğretmen yol gösterir.
Bu anlamda okul-öğretmen –veli işbirliği
büyük önem taşır.
Okul yaşamında çocuğun akranları da
yer alır. Arkadaşlık ilişkileri çocuğa toplumsal
yaşamda uyumlu ilişkiler kurmayı,
işbirliğini, paylaşmayı ve yardımlaşmayı
öğretir. Sosyal iletişimde gerekli beceriler
edinen çocuk akranlarıyla iyi ilişkiler
kurabilir. Akranlarla iyi ilişkiler kurma,
mutlu olmayı ve başarıyı etkileyen
bir başka faktördür. Okul ve sınıfta yalnız
kalan, oyunlara katılamayan, arkadaşlarınca
dışlanan çocuk mutsuz ve başarısız
çocuktur. Mutsuz ve başarısız çocuk okulu
sevmez, okula gelmek istemez. Böyle
çocukların okulda öğretmenleri, evde de
aileleri tarafından desteklenerek yaşıtlarıyla
kaynaşmaları sağlanmalıdır.
Aileler daha çok eğitim boyutunda, okul
daha çok öğretim boyutunda kalıyor gibi
görünse de aileler öğretime, okullar da
eğitime destek verir. Tek taraflı hiçbir
probleme çözüm bulamayacağımız bir
gerçektir. Aileler sıkıntılarını öğretmene,
öğretmende sıkıntılarını velisine anlatabilmelidir.
Ailelerin ve öğretmenlerin büyük özveri
ve emekle büyüttüğü çocuklarının, zamanı
geldiğinde gurur duyulacak güzel
insanlar olması dileğiyle…
Kaynakça;Kaynakça;
Yavuzer H: Yaygın anne-baba tutumları. Remzi Kitabevi 1990; Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitabevi 1993; Ana-Baba ve Çocuk. Remzi Kitabevi; Ana-Baba Okulu Remzi Kitabevi, İstanbul Gordon, T. Etkili Öğretmenlik
Eğitimi. (Çev: Emel Aksay ve Birsen Özkan.) İstanbul, YA-PA Yayınları. (1993). Yörükoğlu, A. Çocuk Ruh Sağlığı, Türkiye İşbankası Yayınları; Değişen Toplumda Aile ve Çocuk. (1980) Yıldıran, G. Okulöncesi
Eğitimde, Okul, Ana-Baba ve Çevre Arasında İşbirliğinin Sağlanması, Okulöncesi Eğitim ve Sorunları. TED Yayınları. (1983). Onur B: Gelişim Psikolojisi ( Çocuk ve Ergen Gelişimi )
Meral GÜNEŞ
Konyaaltı İlköğretim Okulu
Psikolog/Psikolojik Danışman
Antalya ve Sağlık Dergisi 2011

No comments yet

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi